Ziyaretçi Defteri
Eskiden girilmiş ziyaretçi defteri kayıtları. Ziyaretçi defterime yazmak için lütfen sayfanın sonundaki formu kullanın.
| 6 Nisan 2009 Pazartesi 18:10 |
birini sevmiştim, önceleri oda severdi. artık bakıyorum, yüzünü çeviriyor. bir şeye üzülüyorum! gözlerim onu görünce, ağlıyor… ağlamasın istiyorum!!!!!! MEHTAP
|
| 9 Ocak 2008 Çarşamba 00:42 |
adı sacakaltı olduğu için sığınmak istedim…kendini hiçbir yere ait hissetmeden yaşayan bir adam için geçici bi korunak
delvatto
|
| 22 Kasım 2007 Perşembe 00:13 |
Bir bıcak saplanmıs gibi titresede acısı Sımsıkı kapat kirpiklerini bırakmasın yasını Sen sevdin biliyorum senin askını Sevmiyor artık seni Aglama gözlerim..!!! epsus
|
| 21 Eylül 2007 Cuma 00:52 |
*…* Yanlızlığın o tarifsiz resmini çizdim geçenler de… Şuanla geçmişi öyle bir noktada bağladım ki işte o anda tekrar gözden geçirdim hayatımı… Benliğimin bana oynadığı kelime oyunlarından sıyrılıp, gerçeklikle başbaşa kaldığım zamanlarda hep geleceğe umutla baktım… Ve artık yaşıyorum geçmişimin bana kattıklarıyla en mükemmel şekilde… Huzurun, masumluğun, mutluluğun en derinine yanlızlığımla giriyorum… Ve güçlüyüm artık, bugüne kadar hiç olmadığı tarifsiz mutlukları yaşıyorum aynadaki o çocukluğumla… Biliyorum ki yüreğimin o gizli kalmış köşlerindeki aşk tohumlarımı ekebilecek mükemmel bir gelecek ve o gelecekteki hayat beni bekliyor… Devam ediyor işte hayat, sıradanlığından kurtulması bile beni mutlu ediyor… her yeni günde yaşayacağım o farklı heyecanları hissedebilmek geleceğime huzur katıyor… O çocuksu benliğimse geçmişini öyle bir yerden silmiş ki gelecek adına keşfedeceğim birçok güzel anım olacak ve kendim bile şaşıracak buna… Kendim bile… Bir gece vakti bunları yazdım, tenim rüzgarlarda yanarken… Gelecek bana en güzel anlarını hayalllerimde gösterirken… Kendimi öyle bir hayata girmiş hissediyorum ki kalıplaşmış mutlulukların gölgesinden kurtulup o inanılmaz saflıktaki duyguları, hayatları, mutlulukları yaşayacağım… özgür
|
| 11 Eylül 2007 Salı 21:49 |
…GÜVEN… …Yüreğin kalkıp gitmek üzereydi limanımdan az önce, durdu… Geri dönüp baktı, öylece… Öylece… Beklediği neydi anlayamadım. Onca yaşananlardan sonra nasıl demir almış gemisini hala tutmasını isterdim limanımda, nasıl gözlerimin içine bakıp bana yalanlar söylerken gitme derdim sevgiliye, nasıl kalbime bakmasını isterdim gerçeklerle… Oysa yalan olmuştu her şey, aşk yalanların üstünde yaşanan dramatik bir tiyatro oyuna dönüşmüştü, sonu acı olan… Ve yalanlarla son bulan… Acı devam ediyordu yüreğimde ama güçlü kılıyordu beni, büyütüyordu yalanlarla son bulan oyunlardan sonra bile… Akşamları karanlık çöktüğünde yüreğime o buz gibi rüzgâr alıp bedenimi götürürdü, o uçsuz bucaksız satırlarda kaybederdim benliğimi… Acı hala benliğimle dans ediyor… Acı hala benimle dalga geçiyor… Benliğime hiç bilmediğim sahneleri yaşatıyor… Güvenimi azaltıyor… Yalanlar boşluğa sürüklüyor… Güven, benim için rüzgârda kopmaya hazırlanmış yapraklar gibiydi içimde, hafif bir rüzgâr esse üzülürdüm, kalbim kırılırdı… Yavaş yavaş rüzgâr şiddetini arttırdıkça ağlamaya başlardım… Daha da şiddetlendikçe kaybolup giderdi benliğim o rüzgârdaki yapraklarla birlikte, güvenle birlikte… Sende alıp gittin güvenini benden, önce hafif bir esinti geldi, ama yavaş yavaş büyüyen bir fırtınaymış bu, anlayamadık… Yapraklarımızı güçlendirmemiz gerektiğini göremedik o fırtına da, alıp gitmeliydik aşkımızı, bambaşka bir toprağa, yepyeni tohumlar eklemeliydik… Güven, benim için bu kadar önemli ve bu kadar kolay koparken içimden, neden? Neden aşk tohumlarımızı ekerken yüreğimize, özenle beslemedin güveni? Neden? Neden alıp gitmedin beni? Gitmelisin artık limanımdan, öyle bakma ne olur, git… Baktıkça canım acıyor, acı çektikçe seni daha çok istiyorum, seni istedikçe daha çok batıyorum… Git, yüreğin o çocuksu gözlerle bana bakarak yalanlar söylerken düşünecektin gitmenin kolay olamayacağını… Terk et artık benliğimi, hani ben seni mutsuz ediyordum ya, hani alıp başını dinlemek istediğinde ben sana izin vermiyordum ya, hani zamandan bahsediyordun ya, işte tam vakti… Tüm zamanlar sana ait ama ben değil. Şimdi git, nereye ait olduğunu gittikten sonra anlayacaksın, biliyorum… Ama sana söylemem neyi değiştirir ki artık, sen bana yalanlar söylerken… Sen acı çektiğime bile inanmazken… Sen… Senin varlığınla beni hayata döndüren kalbin şimdi canımı acıtma oyunları oynuyor. İçimde kanayan yarayı durduran sen, benim şimdi ki yaram oluyor… Yaralarım kapanmayacak, çünkü ne ben varım bu dünyada, ne de senin varlığın… Artık yokum ben, yokum… özgür
|
| 6 Eylül 2007 Perşembe 12:42 |
Farkında olmadan körelmiş gözlerim seni yaşarken. Sen merkezcil bir yaşam, olağanüstü yaratıcılıkla oynan tek kişilik bir sahne yaratmışım kendi içimde ve sahnenin en önünde seni yaşamaya dair biletimi kesmiştim hayattan. Her zaman isyan ettiğin konuyu açıklıyordu şu kurduğum cümleler. Sadece hayatında ben yokum ve sadece sen beni izleyemezsin koskoca tiyatro salonunun sıralarında, derdin. Bencillik ettiğimi düşünür beş para etmez insanlar uğruna kendini hep başkalarına gösterme, birlikte olma heyecanını taşırdın. Hatta bazı günlerde haddini aşar seni sen yapan özellikleri görmezden gelerek yani beni hiçe sayarak tenimin arasından sıyrılır heyecanla onlara doğru koşardın. Gün gelir sahnemizde oynadığın repliklerdeki gibi bana bir şeyleri anlatmak uğruna rollerini benim gözlerimde devam ettirir, başkalarını korumak adına tek savunmasız yerimi kendi silahımla vururdun, sevgiyle… Ama o zamanlar beynimle bağlantım öyle bir yerden kesilmişti ki kalbimin yollarında hep sana dair bir özlem oluşuyordu. Beynime gitmek için sarf ettiğim çaba hep sana olan sevgimle yoruluyordu, savaşamıyordum aslında senin beyninle… Ben kalbimle izlerken seni, sen beyninle kurduğun tuzaklara beni rahatça sokuveriyordun.
ÖZGÜR EKREN
|
| 5 Haziran 2007 Salı 23:57 |
uzun bir yolda neden yürüdüğünü bilip susarak anlaşmak, hayranlık duyduğun imgelerin çaresizliğin olduğunu görmek, bir iki üç demeden aynı anda, aynı cümleyle yaşama adını vermek, ve bu cümlelerin anlamını ta içinde hissetmek, yaşamaksa, yaşamaya devam… ister yüzünü göstermeyen sularda olmayana sığınıp, ister dipten gelipte derin derin soluyarak… ıslıkla konçerto çalıp sonra kendimizi kandırdığımız, sahip olduğumuz, ya da hiç olmazsa yıkılılır mıyız, basite mi kaçar acaba yaşam diye düşündüğümüz herşey yalan… pusula
|
| 26 Nisan 2007 Perşembe 22:01 |
Ayağım ayağıma dolaşır sonra Gözlerim büyür büyür, kocaman olur Bakarsın dilim tutulur, hiç konuşamam Bana gel deme! Bırak umutsuzluğum bende kalsın İşte resimlerine bakıp avunuyorum arzu
|
| 22 Nisan 2007 Pazar 15:45 |
Sevdikçe yücelir insan Sevdikçe bir adım daha atarsın Yaşamın o ağır aksak merdivenlerinde Avuçlarına sığmayan umutların Yüreğine meyve verir her bahar Ve hüznün o küstah gülüşü Yalnızlığın yüzünde kol gezinişi Ölümün o bıçak sırtı dokunuşu terk eder seni Sevdikçe yücelir insan düş
|
| 9 Nisan 2007 Pazartesi 12:52 |
Bir kuş geldi yağmurda Penceremin önüne kondu Bir ışık ilişti gözüme Saçağın altındaki parıltı Hüzün bulutlu yüzünde Tayfun
|
Güle güle kullan
Yine gölgede geçen bir gece
Dışarda kar var ama gölgem yine karların altında
Bu nekadar daha devam edebilirki
Geçmişden gelen bir kedi titrek patileriyle
Gölgemi karların altından çıkarta bilirmiki
Geçmişimi bana verebilirmi…..
Acının bulaşıcılığından geldim Ayşegül’ün sayfasına. Ve anladım ki her gül’ ün yaprağı hüzzamdan solgun. Ve anladım ki kırılsın artık kırgınlığın diye bağırır her ışığa bir saçak altı. Gözlerini uzatırmış Gül ün yaprağına oysa güneş…
bin güneş
binde üzüm sana
ayşe gül..
hep gül diye
Esen teşekkürler güzel yorumun için …
“Ve kırılsın artık kırılganlığın
diye bağırır her ışığa bir saçakaltıyı” çok anlamlı …