Saçakaltı

İnceldiği yerden dökülen sözcüklerin sığınacak bir saçak altları var şimdi…

ARTIK SESSİZ KALMA HAKKIMI KULLANMIYORUM

Aralık19

Sessiz kalma hakkımı kullanıyorum ne zamandır… Hayat; sana hiçbir borcum yok….Benden geriye bıraktıkların yeniden bir yaşam kurmak ve mutlu olabilmek için öylesine az ki…. Neresinden tutarsam tutayım kırılıp dökülen, parçalanan ve parçalandıkça beni de kanatan bir hayat…. ‘Ne zaman bitecek?’ diye sormadan bir an bile geçirmiyorum inan…

Evet…. Mutsuzum…. Yine ağlamaklıyım ve yine yazmakta buluyorum tek çıkış yolunu. Hep aynı şeyleri anlatmaktan ben de bıktım. Ama daha fazlası bende birikmiyor. Hep bu yokluk, hep bu kimsesizlik ve yine, yine, yine bu yalnızlık… Çaresizlik içinde debelenirken kendimi bulduğum izbeden kısa alıntılar… ve  buna yaşam diyorum, kendimi bildim bileli.

Dikmiş gözlerini… hem de tam içime… canımın en çok acıdığı yere…. yalandan bahsediyor, kaçmaktan ve asla geri dönmemekten…. Kim mi? Bilmiyorum… Uzaktan gelen bir ses… Yüzünü göremediğim bir yabancı… Öbür yanım belki, belki de bir düşman… ne fark eder ki?

Artık soru sormaktan usandım. Elimden tutan birilerini görmek istiyorum ama yanım hep boş… yalnız akşamlar, yalnız uyanışlar, yalnız ve ölesiye yalnız. Bilirsin sende… Herkes bilir zaten yalnızlığı. Bazen bir kurtuluş gibi gelir yakamıza yapışır. İlk zamanlar dost gibidir. Dinlenmeye çekilmiş ruhlar bahçesinde yerimizi alır, bir müddet huzur içinde uzun yürüyüşlere çıkar, bol bol kendimizi dinleriz. Ama sıkılıyor insan kendinden. Ben sıkıldım işte, hem de çok fazla… yüzümü bile görmek istemiyorum. Dokunma bana içimdeki yabancı, seni istemiyorum. Saklanacak bir yer bulmalıyım.

Parçalandım ve şimdi parçalarımı bir araya getiremiyorum . Bu uyku ağır geliyor. Uyanış için bir mucize bekledim. Bir mucize buldum sandım ama yanıldım. Meğer kendime yalancı bir mucize yaratıp ona bir kimlik giydirmişim. Gerçek ne imiş, ben ne düşlemişim. Ne büyük hayal kırıklığı biliyor musun? Elbet biliyorsun. Herkes bilir zaten. Tüm evlerin kapı önlerinde birikmiş hayal kırıklıkları vardır zaten. Bir gün evden çıkarken yakalar seni, gelir sana yerleşir ve gitse bile kokusu asla silinmez odanın duvarlarından. Bu da öyle bir şey işte… hayatın içinde sıradan salınımlar… gide gele eskimiş bir yolun kenarına yığarak büyüttüğümüz sıradan şeyler… bizden olan ama hep korkarak kabullendiğimiz, kendimize yakıştıramadığımız…

İsyan etmek, çığlıklar içinde uyanmak, ölmeyi ya da herkesten her şeyden kaçmayı istemek, tümünü kabullenmek ya da reddetmek hiçbir işe yaramıyor. Yine aynı kaos…. dinginlik içinde bile gelip beni bulan bu girdap… sıkıldım şu siyah beyaz çizgilerden, başımın dönmesinden…

Yeter artık demek istiyorum ama kime? Kim durdurabilir bunu? Bu acıyı kim dindirebilir söyle bana? Her şeyin yolunda gitmesi için nasıl bir sihir bulabilirim? Bak; böyle saçmalatıyor insanı şu çaresizlik denen illet…

-         (HAYAT) Otur yerine.. Yine anlamamışsın sana anlatılanların hiç biri. Ödevlerinin hiç biri yapılmamış. Ezberlerinin hepsi duruyor. Bu gidişle hep kaybedenlerden olmaya mahkum kalacaksın. Yarına kadar 100 kere ‘Sizin gibi olamadığım için acımı çekmeye razıyım’ yazacaksın. Ha bir de, tek ayak üstünde çek acılarını….

Tek ayak üstünde çekiyorum acılarımı…. O yüzden bu yarım bırakılmışlık hissi…. Deliriyorum ben lanet olası… birileri duysun artık sesimi lütfen… bir kez olsun ağlayacak bir omuz istiyorum. Ağlatmayın artık. Ağlatmayın…..

Karanlığın içine gömülürken son söz :

Hayat seninle mücadele etmeye devam edeceğim. Ne olursa olsun kaybedilmiş bir oyun olmayacak bu oynadığımız.  Vazgeçmeyeceğim…

Ama neyden…….. Ben de bilmiyorum…

Ayşegül Metin Duran

Yoruma kapalı.