Saçakaltı

İnceldiği yerden dökülen sözcüklerin sığınacak bir saçak altları var şimdi…

HÜZNE DURUYORUM

Aralık21

Sende mi başlıyor yaşam

Ya da ben sende mi ölüyorum?

İki uç arasında gidip geliyorum durmaksızın

O yüzden bu tükenmişlik hissi

O yüzden bu yorgunluk

Sen mi bende bıraktın yaralarını

Yoksa ben mi sende daha fazla kanıyorum?

Anlamsızlaşıyor yaşam denen şey

Sen benden yüz çevirdiğinde

Umutlarımı siyah denen bilinmeze bağladım

YALNIZ ŞİİR

Aralık21

Yalnızlığa vuran şiir

Hüznü kovalayan zaman

Arada sıkışıp kalmış farkındalık

Avucumun içinde yazan…

Ya en umutsuz olduğumuz anda,

ince sızı gibi bir tebessüm yakalarsa bizi parmak uçlarımızdan?

O zaman buluruz belki

Ardından gideceğimiz doğru ışığı…

Doğru ne ki?

Cevapsız geleceğin

ezberlenmiş geçmişe işlediği

Bol nakışlı yol harıtası sadece

SEVDACAN

Aralık21

Esmer düsüm sevilerde gezinir
Gördügünü hayra yormaz her zaman
Yokluguna dayanamam ölümdür ölümdür sevdacan
Yokluguna dayanamam ölümdür
Solar gülüm viran olur sevdacan

Ben yarime gülden gayri laf demem
Dilim dönmez söz tutulur bir zaman
Turnalarin ardi sira gidemem gidemem sevdacan
Turnalarin ardi sira gidemem
Vuslat degil gurbet olur sevdacan

Yangindir ah sol yanimda tutusan
Siir gibi sarki gibi ask gibi

BAŞLA ARTIK YAŞAMAYA

Aralık20

Cümlenin öznesi insan olacaksa eğer en çok yarım bırakan nesne ayrılık oluyor sanki. Kalp kırıklıkları, gözyaşı, yalnızlık ve ‘artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ duygusu da belirtisi olsa gerek bu nesnenin. Doğum ile ölüm arasında, kısa ya da uzun (ne fark eder) bir yolu adımlarken her düş kırıklığı, bir soğuk yel daha bırakıyor ömrün arka sokaklarında.