IŞIK BAHÇELERİ- Amin Maalouf
Maalouf’un 1991′de yazdığı romanını bugün tamamladım. Maalouf, hem edebi anlamda hem de kurgu anlamında romanlarını beğenerek okuduğum bir yazar. Işık Bahçeleri de Semerkant, Tainos Kayası, Doğunun Limanları ve Afrikalı Leo gibi etkileyici bir kitap. Amin Maalouf uzun yıllardır Paris’te yaşasa da aslen Beyrutlu. Bu yüzden doğuyu, gizemini ve etkileyiciliğini çok iyi aktarıyor bence.
Işık Bahçeleri’nde MS 3. yüzyılda yaşamış, kimilerine göre bilge bir peygamber, kimilerine göre de bir şarlatan olarak anılan ( aktarılan ), dönemin popüler tüm dinlerini sentezleyen ( ve hiçbirini reddetmeyen ), aydınlanma ve hoşgörüye dayalı bir dini yaymaya çalışan Mani’yi konu alıyor.
Mani’nin babası Pattig , su ile arınmaya inanan bir tarikatat katılır. Burada kadınlara yer yoktur. Hamile olan karısını terk ederek tarikata katılan Pattig, yıllar sonra geri dönerek oğlunu da yanına alır. Mani yıllarını babasıyla beraber bu tarikatta ( ak giysililerin hurma bahçesinde ) geçirir, tarlalarında çalışır.
Mani,24 yaşına geldiğinde, dinini yayarken her zaman yanında olan ( ruhsal ) ikizi ile beraber gitme vaktinin geldiğine karar verir. ” gitmek bir şenliktir, belki de şekilden şekle girebilen, kimi bürümcükten, kimi meşeden, bin türlü kıloğa bürünebilen biricik şenlik. Ufkun ezeli tutsakları olan insanoğullarının başka bir şeyi kutladığı görülmüş müdür? ” Babası Pattig de bundan sonra onun öğretilerine en içten inanan biri olarak yaşamı boyunca Mani’ye eşlik edecektir. Mani’nin dinini yayma yolculuğunda arkadaşı Malkos, Malkos’un eşi Kloe ve sevdiği kadın Denag da her zaman yanında olacaktır.
“…. ilk başta evrende birbirinden ayrı iki dünya vardı: Aydınlığın dünyasıyla Karanlığın dünyası. Arzu edilebilecek her şey Işık Bahçeleri’ndeydi, karanlıklar ise arzunun yurduydu, kudretli, görkemli, kükreyen bir arzunun. Ve birdenbire iki dünya çarpıştı, evrenin görüp görebileceği en şiddetli, en korkunç çarpışma oldu bu. Böylece Işık zerrecikleri binbir şekle bürünerek Karanlıklara karıştı, bütün yaratıklar, kutsal varlıklar, sular, doğa ve insan böyle doğdu….”
Mani, Işık’a inanıyordu. Dininde Zerdüşt dini, Budist ahlak ilkelerini ve Hristiyan öğretilerini Babilonya kültürel özellikleri ile harmanlamıştı. Öğretileri tümünün sentezi gibiydi. İyi ve kötünün, karanlık ve aydınlığın zıtlığına inanıyordu. Hoşgörü ve mütaviziliği de öğretilerinde övüyordu.
Mani yaşamı boyunca dinini yaymak için sayısız yolculuk gerçekleştirir. ” yolculuğun her adımında vebayla, vahşi hayvanlarla, kıtlıkla, savaşla, yağmayla, yetmiyormuş gibi tek gözlü devlerle, ejderhalarla ve her türden büyücüyle boğuşacaklarını düşünür, ama gene de vazgeçmezlerdi. Ölüm tanıdık bir ısırgan otuydu. Serüven böyle yaşanırdı. Elveda deyip giderek. Gidenin ne zaman döneceği, hatta dönüp dönmeyeceği bilinmezdi. Cesareti olanlar, talih ve rüzgarlar da onlardan yana olursa, Deb’e varabilirlerdi.”
Mani, 1. Şahpur’a da dinini anlatma fırsatı bulur. Şahpur yaşamı boyunca Mani’yi himaye edecektir. Mani’nin dini doğudan batıya hızla yayılır. Şahpur’un ölümünün ardından tahta geçen Hürmüz de Mani’ye değer vermiş, desteklemiştir. Ancak sarayda önemli yere sahip Müneccimlerin başı Kerdir’in komplosu ile Hürmüz öldürülür ve yerine Şahpur’un diğer oğlu Behram geçer. Behram ise Mani’nin öldürülmesine karar verir.
Mani son günlerini Behram’ın emriyle prangaya vurularak geçirir. Son zamanlarında ona inananlar onu yalnız bırakmazlar. Ölene dek her gün sarayın bahçesinde ziyaretine gelirler. Mani son nefesine kadar Işık’ın dinini anlatmaya devam eder.
Isı veren soylu Güneş,
aynı eliyle bizi koruyan gölgeyi de dağıtır
güneş bayram için salkımları ve bedenleri olgunlaştırır
sonra kutlayalım diye çekilir
güneş fanilere özgü aşırılıklarımıza, deliliklerimize gözlerini kapatır
ve ertesi gün her zamanki iyiliğiyle, cömerliğiyle çıkagelir
bizden minnet ve itaat bekler sadece
doğarken soyludur Güneşimiz
soyludur batarken de …
Mani hakkında daha fazla bilgi için :
http://www.hermetics.org/Manicilik.html
http://www.dinlertarihi.net/manicilik/default.asp